Biliyorsunuz Rasim Cinisli yakın zamanda yeni bir kitap çıkardı. Gerek sahip olduğu statü gerekse Türk siyasi tarihinde bizatihi tanık olduğu olaylar dolayısıyla yeri doldurulamayacak insanlardan birisi. Bu bakımdan yazdığı kitabın adı da oldukça kayda değer: “BİR DEVRİN HAFIZASI”
Çıkardığı kitap onun özellikle kendi memleketinde özlendiğinin kanıtı niteliğinde bence. Zira “Bir Devrin Hafızası” yayınlandığı günden itibaren neredeyse bütün sosyal medya hesaplarında kitap ile resim çekilmiş onlarca kişiye denk geldim. Bunun yanında şehirde aktif olan ve memleket için bir şeyler yapmaya çalışan STK’da kendisini şehirde ağırladı ve onu tanıyıp sohbet etmek isteyenlerin ellerini boş çevirmedi. Bu STK’lardan bir tanesi de Şehir ve Kültür Araştırmaları Derneği idi.
Hakikaten Rasim Cinisli’yi görmeden önce, belki de yıllarca siyaset yapmış olmasının bende yarattığı önyargı ile, oldukça ciddi tabiri caizse burnundan kıl aldırmayan biri olarak hayal etmiştim. Zira düşüncelerimde ne kadar yanıldığımı anladım. Hatta ve hatta böyle düşündüğümden ötürü biraz da utandım. Kendisi oldukça kibar, beyefendi, dadaş sıfatının bütün özelliklerini omuzlarında taşıyan ve göstermelik duygulardan oldukça uzak birisi.
Söyleşisini dinlerken birçok şey dikkatinizi çekiyor elbette. Özellikle “yaşayan hazine” olarak anlattığı olaylar hem üzücü hem de sevindiriciydi. Şöyle ki yaşanan olaylar her ne kadar üzücü de olsa onlar sonucunda aldığımız dersler bir daha o günlerin gelmemesi için en büyük nedeni teşkil ediyor.
Kitap, Türk siyasi tarihinin karanlık ve bilinmeyen yüzünü bizatihi buna tanık olan birisinin ağzından, lümpen bir atışmanın çok ötesinde eleştirel ve biz odaklı, tavizkar bir şekilde anlatılmış. Bu da Rasim Cinisli’nin her türlü eleştiriye açık bir insan olduğunu gösteriyor. Zaten kendisi, söyleşisi sırasında yapılan eleştirilere karşı tarafı yermeden ve onları hakir görmeden yanıtladığında bunu anlıyorsunuz.
Söyleşi ağırlıklı olarak kitap ile ilgili olduğu için içeriği ile alakalı çok fazla bir şey paylaşmak istemiyorum lakin söyleşinin sonunda istek üzerine ezberden okuduğu “Bingöl Çobanları” şiiri ve sonrasında sohbet için kalanlara okuduğu “Bar” şiiri dinlemeye değerdi.
Malum çok kritik ve önemli bir harekâtın içerisindeyiz. Mehmetçik sınırda mücadele içinde bizler ise evlerimizde. Vatan diye dertlenen herkes bir şeyler yapmak istiyor. Harekâtın Erzurum’a ve Erzurumluya etkilerini görünce aklıma 15 Temmuz’dan sonraki gün dışarı
çıktığımda gördüklerim geldi. Üzerine Afrin Operasyonu’nun başladığı gece Rasim Cinisli’nin ağzından bu şiiri duymak beni oldukça duygulandırdı. Çünkü bu şiir Doğu Anadolu’nun özgeçmişidir. Bizzat onu anlatır ve onu hatırlatır.
Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum.
Bu dağların en eski âşinasıdır soyum,
Bekçileri gibiyiz ebenced buraların.
Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların
Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi,
Her gün aynı pınardan doldurur destimizi
Kırlara açılırız çıngıraklarımızla...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner1