İki ormanın birinde ünlü mü ünlü bir kral varmış. Bu kralın da iki küçük oğlu. Baba ormanın meydanında şöyle bir salınıp yelelerini kabarttı mı bütün cihan hatta yedi kat felek ona selam durur diz çökermiş. İki oğlan da babasına benzemek için yarışırmış. Yedikleri, içtikleri, güldükleri, gülmedikleri her şey babalarından onlara mirasmış.  O kadar çok babalarına benzemek istemişler ki kendilerini unutmuşlar. Aslan bu, kan ister elbet. Adaleti kan koksun ister. Korkutsun ister. Ama bilmez akan kan sadece karşıdakinde değil kendilerinde de var.
İki ormanın diğerinde ise bir kurt ailesi varmış. Bu ailenin de tek çocuğu. Baba kurt had bilirmiş. Nereye kadar savaşacağını, gücünün kime yeteceğini bilirmiş. Ama kurt bu korkusuz, amansız. Bu kurdun çocuğu da babasına benzemeye çalışırmış, onu gibi olmak istermiş.
Aradan epey zaman geçmiş. Hayvan doğasının gereğidir. Ölene kadar anne babasının yanlarında kalmazlar. Bunlar da ayrılmışlar yuvalarından. Babalarından bağımsız ama onlar gibi yaşamaya başlamışlar. Hayatlarını hep onlardan öğrendikleriyle idame ettirmişler. Zamanında babalarının bir taneleri olan aslan ve kurt çok yakın arkadaş olmuşlar. Bütün ormanı kendilerine yurt edinmişler. Orman artık babalarından değil sadece ikisinden sorulur olmuş. Bütün orman ahalisi gıpta ile bakarmış aslan ile kurdun dostluklarına. Bir yandan imkan vermezlermiş bir yandan da hayran olmaktan kendilerini alamazlarmış.
Ormanda bir sorun olunca ilk kurt halledermiş olayı, herkes ilk ona gidermiş. Ne de olsa aslan bu, her ne kadar kral da olsa, adaleti de sağlasa doğası gereği korkutucu, caydırıcı. Eğer konu kurdun da halledemeyeceği kadar büyükse o zaman devreye aslan girer her şeyi yoluna koyarmış. Bir de her sene aslan ve kurt orman ahalisine bir ziyafet verirmiş. Sofrada dünya üzerinde yaratılmış her şey varmış. Otundan etine, etinden sütüne kadar her şey hükümranların büyüklüğünü ve gücünü temsil eder nitelikteymiş.
Yine o ziyafetlerin birinde aslan şöyle bir bakmış etrafına. Onun yenemeyeceği, parçalayamayacağı, boyun eğdiremeyeceği kimse yokmuş masada. Sonra kurda bakmış. Kurdun baktığı yere bakmış ve onun baktığı, en kıymet verdiği şeyi elinden almış. Herkesin içinde bir zamanlar kendisinin en değerlisinin en değerlisini almış. Kurt kanlar içinde masanın üzerindeyken yalvarmış aslana bugün burada beni öldürmezsen vakit geldiğinde ben bu saltanata son vereceğim. Sen benim en değer verdiğim şeyi aldın ben de senden senin en değerlini alacağım. Gerçek adaletin kılıcını tadacaksın. İntikam almayacağım ama adaleti sağlayacağım. Lanetim hep senin üzerinde olacak.
Aslan bir iki gün vicdan azabı duymuş ama onun için değişen bir şey yok. Orman onun, tebaa onun, mülk onun, zenginlik onun. Kurdun ise bütün hayatı değişmiş. Önce sağlığını düzeltmiş sonra çok uzaklara taşınmış. İzini kaybettirmiş, yüzünü unutturmuş. Her gün biraz daha güçlenmiş, her gün biraz daha büyümüş, biraz daha bilenmiş. Ta ki aslanın karşısına çıkabilene kadar.
Kurt on küsur yıl önce gittiği, yurt bildiği ormana tekrar gitmiş. Kimse onu tanımıyormuş artık. Ama efsanesi herkesin dilindeymiş. Herkes onun söylediği sözü yerine getireceğini biliyormuş. Kurt iyi koku alır, izini belli etmez. Ön ayaklarını bastığı yere arka ayaklarını basar, temkinlidir. Aslan ise çift başlılık kabul etmez. Övülmek, değer görmek, güçlü olmak ister. İşte en büyük zaafı da budur.
Kurt aslanın tahtına oturup bütün orman halkına lanetinin geri geldiğini haber vermiş. Yıllar önce kanlar içinde masanın üzerinde yalvaran ben, artık geri geldim. Adalet bundan sonra kan ile korku ile akıtılan kanla değil, intikamla değil vadettiğim kılıçla sağlanacak. Bu güç, bu saltanat, bu orman artık benimdir. İtirazı olan, lanetimi tadacak kimse gelsin yanıma.
Aslan bu çağrıyı duyar duymaz tahtının yanına gitmiş. Görür görmez tanımış. Kurt da aslan da biraz yaşlanmış, biraz çökmüş, biraz eskimiş belki. Aslan kurdun karşısına geçmiş ve sormuş, vakit geldi mi? Kurt ilk sormuş, niye? Aslan şaşırmış ama hak vermiş. Biz seninle arkadaş değil miydik, sen beni kardeş bilmedin mi? Ailelerimiz oldu, çocuklarımız oldu, eşlerimiz oldu. Biz birbirimizi ailemizden ayırmazken sen bana bunu nasıl yaptın, sen benim tek oğluma nasıl kıydın?
Ben bu ormanın kralıyım. Ben iki ormanın da hükümdarıyım. O gün çakalla tilki yanıma gelip senin oğlunu gösterdiler ve bana dediler ki bu büyüyünce senin olanı isteyecek. Babaları istemedi ama o isteyecek. Kurt senin kadar olmasa da güçlü ve saygın bir hayvandır. Kanı deli deli akınca, güç isteyince, görünce, heveslenince, zamanında babasının istemediği şeyi senden isteyecek ve senden ortaklık talep edecek. Ben ki bu saltanat için kardeşimi yanımdan kovdum, buraları kardeşime bile yar etmemişken bunu göze alamam. Onlar haklıydı ben olacak olanın önüne geçtim hepsi o kadar.
Sen benim ve herkesin önünde oğluma kıydın, kan akıttın. Sen kral olabilirsin ama kral olmayı hak etmiyorsun. Haklısın ben seni dövüşerek yenemem, ben senden kan akıtamam, ben seninle baş edemem. Ama sana denk birini bulabilirim. Senden daha cesur, senden daha genç, senden daha kuvvetli.
Aslan meraklanmış. Madem sen benimle baş edemeyeceksin o zaman kimi buldun? Benimle baş edebilecek olan kim? Kurt cevap vermiş. Az önce kendin söyledin ya, kardeşimi kovdum dedin ya. Sen çift başlılık kabul etmezsin. Ben had bilirim, sınır bilirim, kiminle dövüştüğümü, kiminle baş edebileceğimi bilirim. Bu taht benim değil ama onu senden daha çok hak eden birinin olacak. Kardeşinin olacak. Ben senden senin en çok değer verdiğin şeyi alacağım.
Aslan arkasını dönmüş ve çok uzun süre zalimlik yaparak kovduğu kardeşini görmüş. Yelelerini kabartmış, korkutucu sesler çıkarmış. Kardeş aslan atılmış yıllar önce kendisini kovan abisinin üzerine. Çıkan kargaşadan herkes tahtın etrafına toplanmaya başlamış. Her yer toz toprak içindeymiş. Kimse kimseyi görmüyor, kimin kim olduğu ayırt edilmiyormuş. Ta ki fırtınada bir ağacın devrilmesi gibi abi aslanın devrilmesine kadar.
Yıllar önce zalimlik yaparak elde ettiği her şeyi bir günde kaybeden aslan şimdi de yıllar önce yanından kovduğu kardeşinin elinden, en sevdiği arkadaşının yüzünden hayatını kaybetmiş. Adalet geç de olsa tecelli etmiş. Onun yerine gelen kardeş aslan kimseye zorbalık, zalimlik etmemiş. Herkese hoşgörü ile davranmış. Krallık da yapmış, arkadaşlık da.
Kurda ormanın en güzel yerinde çok güzel bir yuva vermiş aslan. Abisinin yaptığı her şey için özür dilemiş. Kurt orada kendine bir aile kurmuş, yaşamış. Adaletin huzuru her yeri kaplamış.

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.