banner23
Öne Çıkanlar erzurum Nokta25 Yakutiye Belediyesi Hanifi Özünal Yulia Karadağ

KÜLTÜR ORDUSUNUN GENÇ YAZARLAR KURULTAYI
İnsan, duygu ve düşüncelerini bir şekilde dışa vurmak ister. Bunun birçok yolu vardır. Bazısı okur, bazısı anlatır, bazıları da yazar. Bana da yazmak düştü. Yazıyorum ve yazarken de düşünüyorum.
İnsan, bu hayatta yaşadığı müddetçe sığınacak liman ve hislerini sunabileceği bir muhatap arar. Bazen buldum sanıp, yanlış limanlara demir atar. Canı yanar haliyle. Veya canı, bir şekilde acıtılır. Yanlış hamleler insana tecrübeler kazandırır, demişti rahmetli babam. Haklıymış… Bir o kadar da insan, tecrübeler neticesinde doğruya ulaşırmış. Bu şekilde oldu Türkiye Yazarlar Birliği’ni bulmam. Haliyle sırtımı dayayabileceğim sağlam bir oluşumu da keşfetmiştim.
Duygu ve düşüncelerimi kalemle izah eden ben, kendimi yetiştireceğim ve kalemle yoldaşlığımı geliştirebileceğim limanımı muhatap kabul ettim. Böyle bir muhatap içerisinde farklı mürekkep izlerini bulabileceğim bir zenginlik ve bir o kadar da bereketli bir kültür ortamıydı. Muhataplarım şuurlu, bilgili, işinin erbabı ve “ikra-kalem” mefhumlarının içeriğini özümseyebilmiş insanlardı. Bu konuda şanslıyım ve Rabb’ime elbette ki hamt ediyorum.
İnsanın hayatında bazı heyecanlar vardır ana ait olan. Kırılma noktaları olur, bazı yaşadığı şeyler. İşte böyle bir heyecan ve kırılma noktasıydı Türkiye Yazarlar Birliği’nin öncülüğünde düzenlenen Genç Yazarlar Kurultayı’na katılmam. 10-13 Eylül tarihleri arasında 2.si düzenlendi bu kurultayın. Yapılan bu kurultayın, çıkmış olduğum yazarlık yolculuğunda, bana ziyadesiyle faydalı olacağı muhakkaktı. Öyle de oldu.
Tatlı bir heyecan içerisinde dolu dolu geçen üç günlük bir programdı. Genç arkadaşlarla tanıştım. Kalem ustaları tanıdım. Yazmak ve okumak kavramlarının muhtevası bağlamında azımsanmayacak derecede ciddi bilgileri not defterime kaydettim.
Yalova Harb-iş Dinlenme Tesisleri’nde düzenlenen bu kurultay, ülkemizin birçok ilinden otuz yaş altı 40 genç yazarın katılımıyla gerçekleştirildi. Ayrıca kurultayda, TYB genel merkezinden hocalarımız ve konuşmalarını yapmak üzere ülkemizin kalem erbabının güzide tanınmış simaları da oradaydı. İlk günün açılış konuşmalarını, TYB Şeref Başkanı Sn. D. Mehmet DOĞAN bey ile TYB Genel Başkanı Sn. Prof. Dr. Musa Kazım ARICAN bey yaptılar.
 



*******************
 
Üç gün boyunca, programımıza katılan kıymetli hocalarımızın konuşmalarından özellikle aldığım notların, okuma ve yazma serüvenimde bana usul ve üslup kazanmada birer ilke olacağı şüphesizdir.
Sayın Yıldız RAMAZANOĞLU hanımefendinin, “Okumak ve Yazmak Arasındaki İnce Çizgi” başlıklı konuşmasında; “- yazmak ince bir çizgiyle ve okumakla başlar. Yazmak ince çizgiyi görebilmek ve onu yazıyla canlı kılabilmektir. Başöğretmenlik yapmayacak ve son sözü de söylemeyeceksin…” notlarını kaydettim.
Sayın Naime ERKOVAN hanımefendinin, “Yazarın Sesi” adlı konuşmasında; “…samimi olmak, yazdığımıza inanmak, saldırgan olmamak, haddi aşmamak dozu kaçırmamak, dil davasına sahip çıkıp dilin imkânlarını kullanmak, yerli ve ilkeli olmak, her kitabı değil kaliteli okumalar yapmak, edepli, duruşlu ve samimi olmak yazarın kimliğini ve sesini belirlemede ana etkenlerdir…” sözleriyle birlikte yazar, bir konuya özellikle dikkatimizi çekti. O da egolu olmanın, yazarın sesini kısacağını asla hatırdan çıkarmamamız gerektiğiydi.
Sayın Abdullah HARMANCI beyefendinin, “Aslında Ne Yazıyoruz?” başlıklı konuşmasını, genç yazar arkadaşımız Ahmet Melih KARAUĞUZ’un, sorulu cevaplı oturumunda dinledik. “…edebiyat hiyerarşisi mühimdir diyerek Rasim ÖZDENÖREN beyin deyimiyle “iki türlü yazar vardır, yazıyı yöneten ve yazının yönettiği yazar” üzerine vurgu yaparak neler yazmamız gerektiği hususunda tecrübelerini bizlerle paylaştı.
Sayın Handan Acar YILDIZ hanımefendinin, “Genç Edebiyat” konulu söyleşisi, beni etkileyen en verimli oturum oldu diyebilirim. Çünkü Handan hanımın şu sözü, beni ziyadesiyle tatmin etti. “Genç edebiyat, organik olan edebiyattır ve metnin gençliği, yazarının her daim genç dimağlara ulaşmasını sağlayan ana etkendir”
Sayın Hüseyin AKIN beyefendinin, “Okumanın ve Yazmanın Gücü” konulu konuşmasında şiir ve şaire yönelik sözleri, bizleri, şiir konusunda biraz daha vukufiyetli düşünmeye yönlendirdi. “…şiir derdi olan insanın işidir.  Bu yüzden şair, şaşkınlığını üzerinden atamayan insandır. Ve yazmayı en iyi besleyen şey yalnızlıktır. Bu yüzden insanın kendisine ait odası olmalıdır. Ve bu oda yazarın beynidir. Ayrıca, ne yazdığından ziyade nasıl yazdığındır önemli olan. Bu yüzden meşhur olmak değildir yazmak.”
Sayın Mustafa AYDOĞAN beyefendi, “Yazar-Okuma İlişkisi” üzerine yapmış olduğu konuşmasında; “özellikle yazma hususunda içerisinde bulunduğumuz mekânın ve medeniyet izlerinin yazı hususunda ilhamımıza büyük oranda etki edeceğini” ifade ederek mekân-medeniyet ilişkisi üzerinde hassasiyetle durdu.
Son olarak Sayın Mehmet NARLI beyefendi, “Edebiyat, Gerçeklik ve Kurgu” üzerine yaptığı konuşmasında, bu üç kavramı daha çok teorik bilgilerle anlatmaya çalıştı. Neyin kurgu ve neyin gerçeklik olduğunu çarpıcı örneklerle ele alan hocamız, hikâye yazarlarına bu konuşmasıyla oldukça faydalı notlar aktarmış oldu.
 


****************
 
Kurultayımız, ülkemizin farklı illerinden iştirak eden genç arkadaşlarımızın katılımıyla daha bir renkli oldu. Mesela oda arkadaşlığı yaptığım Ahmet Hakan KARATAŞ kardeşim İstanbul’dan, Ahmet Melih KARAUĞUZ kardeşim ise Konya’dan katılmıştı. Ahmet Hakan, genç yaşına rağmen iyi derecede öykü yazarıdır. Ahmet Melih kardeşim ise özgüveni sağlam üretken bir arkadaş olarak hafızamda yer edindi.
İstanbul’dan katılan Sayın Murat AÇIKGÖZ ağabeyle fikir birliğimizin yanında birçok konuda aynı kaynakları yudumlamış olmamız, kalıcı bir dostluğa da vesile oldu. Ayrıca milliyetçi yazarlar üzerine de iki saatlik özel konuşmamız oldu. Güneydoğunun yağız delikanlısı Diyarbakırlı Muhlis KILIÇ kardeşim, nevi şahsına münhasır bir duruşa sahipti. Şanlıurfa’dan katılan Sayın Rıdvan TEMİZER ağabeyim ise, samimi ve aralara eklediği nüktedanlığı ile muhabbet iklimine renk kattı. İzmir’den katılan Utku ÖZBAY kardeşim, dünya klasiklerine ve edebiyatımıza aşinalığıyla zihnimde ve gönlümde çok farklı bir yer edindi.
Konya’dan Ali Oktay ÖZBAYRAK kardeşimin, edebiyat alanına yönelik yapmış olduğu analizler ise azımsanmayacak derecede ehemmiyetliydi. Bir eğitimci olarak kendisi de bu konulara kayıtsız kalamayacağını dile getirdi. İsmail Mert DÜZEL kardeşimin, divan edebiyatına aşinalığı yanında samimi ve biraz da dalgınlığı dikkatlerden kaçmadı. Duru bir yüreği var. Bahtı açık olsun. Denizli’den aramıza katılan Mehmet Akif BIYIKLI kardeşim ise, benim gibi sahaf kitaplarına meraklı ve sahafçıların sıkı birtakipçisiymiş. Güler yüzü, neşeli hali ve muhabbetiyle ortamı güzelleştirdi.
Kurultay boyunca bütün arkadaşların dikkatlerini üzerine celbeden bir isim vardı ki o da Trabzonlu “Vasconcelos” mahlaslı Fatih kardeşimdi. Konuşmalarında çaycı Nurullah abi ve bulaşıkçı Şükran teyze simgeleri takdire şayandı. Farklı üslubu ve samimi tavırlarıyla gönlümde yer edinen bir başka isim oldu. Hatta anlattığı anıları ise, romanlara konu olacak derecede etkileyiciydi.
Ankara’dan aramıza katılan Selman ÇEVİK kardeşim ise, Ankara’nın resmiyetini üzerinde taşıyan bir beyefendiydi. Hitabetindeki durulukla, edebiyata olan merakıyla, duruşundaki ciddiyet ve saygınlığıyla bütün arkadaşları kendisine hayran bırakan azimli bir genç kardeşimdi.
Kayseri’den katılan genç avukat Taner Afşar kardeşimi, Ordu’dan katılan Ümit KÖKSAL kardeşimi ve genç yaşında siyasete atılıp ülkemizin en genç vekil adayı olabilen Ankaralı İbrahim Enes DURUAY kardeşimi tanımaktan ayrıca memnun oldum.
Felsefe ile hemhal olması hasebiyle meselelere filozofça yaklaşan Mustafa Can ÖZDEMİR kardeşim, dikkatimden kaçmayanlardandı. Ayrıca Ümmügülsüm LAFCI hanımefendiyle, okumuş olduğu İngilizce İlahiyat üzerine konuşmak istedim; fakat uygun bir zaman bulamadım. Nur Şevval SEVEN hanımefendinin yapmış olduğu gayret ve göstermiş olduğu azim, alkışı hak eden cinstendi. Müslümanca hassasiyete, düşünceye ve bir duruşa sahip olması da ayrıca takdir edilmesi gereken bir hasletti. Kutluyorum kendisini.
Merve AKSAKALLI hanımefendi ile Mehmet Önder KARAKAŞ beyefendi, programın işleyişinde büyük emekleri olan arkadaşlardı. Bununla birlikte diğer arkadaşlarla da oldukça verimli sohbetler gerçekleştirdik. Her biri, kendi dünyasında bir iradeye ve ülküye sahip. Okumaya, yazmaya ve araştırmaya meraklı bu kardeşlerim, inanıyorum ki geleceğin önemli yazarları olarak edebiyat camiasına hizmet edecekler. Ve nitelikli eserleriyle gönüllerde farklı bir yer edinecekler.
 


******************
 
İlk günün akşamı, şiir şöleni oldu. Şiirler okundu. Bendeniz de Nurullah GENÇ hocamın “Siyah Gözlerine Beni de Götür” isimli şiirini seslendirdim. Programlardan sonra arkadaşlarla, gece yarılarına kadar sohbet, muhabbet ettik. Özellikle merhum Necmeddin ERBAKAN hocanın, özel kalem müdürlüğünü de yapmış olan gazeteci Sayın Ferhat KOÇ hocamla yapmış olduğumuz yakın siyasi tarih sohbetleri, en bereketli anlardandı. Bitsin istemediğim muhabbetlerdendi. Bu sohbetlerde, yakın siyasi tarihimizde, isimleri herkesin aşina olduğu birçok simanın, bilinmeyen yönlerini öğrenme imkânı da elde etmiş oldum.
Programımızda, genç yazarlar oturumu başlığıyla bir bölüm vardı. Bu bölümde beşer dakikalık konuşmalar yaptık. Fikirlerimizi ve düşüncelerimizi aktardık. Kendimizi ifade etmeye çalıştık. Şahsen konuşma süresinin biraz daha uzun olmasını isterdim.
Tüm program boyunca 40 genç yazar arkadaşın, yayınlamış oldukları eserler ve dergiler sergisi, dikkatle düşünülmüş etkinliklerden birisiydi. Eserlerimizden, birbirimizi de tanıma fırsatı bulduk. Kitaplar ve dergiler üzerinde istişarelerde ve fikir alışverişlerinde bulunduk.
Her bir günümü, sabah namazıyla başlayıp, gece yarılarına kadar süren sohbetler eşliğinde geçirmeye çalıştım. Özellikle sabah namazından sonra sahile gidip, iskele üzerinde denizi izlemek ve dalgaları dinlemek, tarifi olmayan bir duyguydu. Hafif ve ılık bir rüzgâr, sahili incitmeyen dalgalar, kızılımsı söken şafak ve denizin ufkunda güneşin doğuşunu seyretmek, okunması bir yana, başlı başına yaşanılan bir şiirdi. Dakikalarca bu anı seyrettim. Doymak mı? Ne mümkün…
Netice itibariyle düzenlenen bu kurultay, güzel bir etkinlik ve verimli bir çalışmaydı. Yazmanın ve yazının ehemmiyetine, bir o kadar daha varmış oldum. Ve bu işin, ne kadar ciddi bir uğraş olduğunu bir kez daha anlamış oldum. Yazmak için dolmak, dolmak için de okumak gerektiğini çok daha iyi kavramış oldum.
Şunu çok iyi biliyorum ki yarınlara emin adımlarla ilerleyen bu arkadaşlar, günü ihya ve yarını inşa edebilecek kabiliyetteler. Kültür ordumuzun bu genç kalemleri, üstün gayretleriyle yarınların sesi ve nefesi olacaklardır. Yarınların kalem ordusunu yetiştirmeyi kendisine şiar edinen Türkiye Yazarlar Birliği, teşekkürü ve vefayı hak eden en büyük kuruluştur. Bu kadim kuruluş, kırk yıldır olduğu gibi bir çınar misali, gölgesiyle gönülleri serinletmeye devam ediyor. Emeği geçen bütün gönül dostlarını kutluyor, kalbi şükranlarımı sunuyorum. Abdulnasir KIMIŞOĞLU

 
Anahtar Kelimeler:
Abdulnasir KIMIŞOĞLU
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5