Şöyle oh diyeceğim,
Ucuz bir günüm olmaz.
Her dem gönlümde derdim
Sırtımda yüküm var.
Hüznüm de gülüşüm de
Geçer akçe olmaz.
Dört bir yanımı kuşatır
İlkesizlik ilkesi olmuş
Kuru kalabalıklar.

Aciz ve zavallı toplumlar, karşılaştıkları problemlerin çözümünü daima başkalarından beklerler. İsterler ki biri veya birileri çıksın, sıkıntıları ortadan kaldırsın. Böyleleri daima başkalarından yardım ve himmet umarlar. Bu tarz düşüncede olan kişi ve toplumlar asla zilletten kurtulup izzete kavuşamazlar.
İki asırdır sorunlarımızın çözümüne Batı’dan reçeteler arakladık. Belki karşı karşıya kaldığımız sıkıntılardan kurtuluruz dedik. Bu uğurdaki bütün hamlelerimiz hüsran/hüzünle sonuçlandı. Nihayetinde de teslimiyet ve sadakatle Batı’nın bizlere biçtiği role tav olduk.
Irak, Suriye ve diğer İslam ülkelerindeki sorunlara; ABD, İngiltere, Fransa ve Rusya ne der? Yaklaşım ve yakarışlarından başka aklına bize özgü çare gelen var mı? Bu ülkelerden merhamet uman hangi Müslüman ülke umduğuna nail olmuştur!
Üyesi olduğumuz ve aynı ittifaklarda yer aldığımız Batı’nın teröristlere nasıl kol kanat gerdiğini ve arsızlığın alasıyla silah yardımı yaptığını hayretle dahi dehşetle müşahede ettik. Oysa saffeti vicdan ile tarihe bakılsa; Ortaçağ karanlığını yaşayan Avrupa kurtuluşu kendine dönmekte buldu. Batı karanlık çağını yaşarken, biz ise aydın zamanlarımızdan birini yaşıyorduk. Lakin kendi aydınlığımızı ortaya çıkaran sebeplerden beslenmek yerine, Ortaçağ odaklı bir dehşet ve vahşetten nemalandık.
Fatih’in döktüğü topların yarısı büyüklükte topu dökmeyi hayal eden Fransa, bizden elli yıl sonra topun denemelerini yaparken topun kundağı patlar. İki yüz elli askeri ölür. Bu durum dahi Ortaçağdaki teknolojik mukayese açısından yeterlidir.
Yıllar sonra Fransa ve İngiltere Çanakkale’ye son model gemileriyle gelir. Boğaza Alman mayınları döşeriz. Düşman donanması söz konusu mayınları bulur ve imha eder. Patlamaz diye depolarda bekletilen Türk yapımı mayınları bir umut, boğazın sularına bir gece yarısı besmeleyle sessizce bırakırız.
Nusret’in döşediği mayınlara çarpan düşman armadası boğazın serin sularına gömülür, itilaf devletlerinin ikindi çayını İstanbul’da içme hayalleri de böylece kursaklarında kalır. Patlayan mayınlar düşmanlarımıza Türkler tarihe gömülmeyecek; bize de “Ey Türk titre ve kendine dön” der.
Batı Türklerin dışarıdan mağlup edilemeyeceğini anlayınca, içeriden satılmış hainlerle bu işi başarmanın derdine düşer. Satılmış insanlarla bu işi denemeye koyulur.
Vecihi Hürkuş yerli uçağımızı yapar. Yaptığımız uçakları Avrupa’nın değişik ülkelerine satarız. Lakin yine satılmışlar devreye girer, yerli uçakları ordumuzun alması engellenir. Bu durum yetmezmiş gibi 
filmlerde Vecihi Hürkuş’u alaya alır eğleniriz. Böyle bir işe kalkışanın alay konusu olacağını medya aracılığıyla dert eden yüreklere, düşünen beyinlere hatırlatırız!
Nuri Paşa İstanbul’da silah fabrikası kurar. Yerli silah üretimine başlar. Derken sahra topları üretmeye başladığımız bir sırada fabrika kundaklanır. Kafkas İslam Ordusu komutanımız Nuri Paşa da bu patlamada şehit düşer. Bırakın paşamızın cesedini bulmayı, ona ait bir uzuv bile bulunamaz. Sevgili paşamız, boş bir tabutla gömülür!
Erbakan ve ekibi Devrim arabasını yaparlar. O yıllarda dünyada dört ülke otomotiv üretmektedir. Ülkemiz devrim arabalarından dört adet üretir. Tecrübe sürüşü esnasında benzin azalır, devlet ricaline tevdi de biter. Dönemin cumhurbaşkanı basar fırçayı:” Alman gibi araba yapıyorsunuz; Türk gibi benzin koymayı unutuyorsunuz!” Bu hoyrat çıkışın sonucu şimdi bize özgü araba markamız yoktur. Cumhurbaşkanı ” Evlatlarım, heyecanınızı anlıyorum. Lakin heyecanınız başarınıza gölge düşürmesin, bundan sonra daha dikkatli olun.” deseydi, daha iyi olmaz mıydı? Atatürk: “Türk evladı ecdadını tanıdıkça daha büyük işler başarma azmini ve cesaretini kendinde bulacaktır.”derken yanılıyor muydu?!
Bugün yaşadığımız sorunların çoğu son yıllarda yapmış olduğumuz teknoloji hamlelerinin meyvelerini topluyor olmamızdandır. Osmanlı, Çanakkale’de cumhuriyetin lokomotifi olacak yetişmiş bir neslini kaybetti. Kıt imkânlarla yeni bir nesil yetiştirdik, derken okumuş ve iyi çocuklar dediklerimizin, Batı’nın uşakları olduğunu dehşetle öğrendik.
Dünyanın en iyi piyade tüfeğini yaparız. Lakin başına getirdiğimiz Batı uşağıdır. Milletine mensubiyeti ihanet olan bu şahıs, üç kuruşa üretim planlarını satarken yakalanır. Yakalanması da devlet eliyle değil, bir vatanperver sayesindedir. Devlet neden kendini koruma refleksi geliştirmez? Hükümetler değişse de devletin âli menfaatlerini koruyacak kalıcı düzenlemeler niçin yapılmaz!
Artık bizi bizle bitirme aşamasına geçen Batı’ya verilecek en iyi cevap devletimizin görevleri tevdide gerçek vatan evlatlarını gözetmesidir. Aksi durumda bizi bizde bitirirler. Çünkü vatan evlatlarının, nefsi gibi bir derdi yoktur. Onların bu millet için canlarını ortaya koyacakları mesaileri vardır. Onlar amirlerini değil, Allah’ı hoşnut edecek bir gayret içinde bu necip millete hizmeti ibadet bilirler.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner1