Muhammet Özünal
Muhammet Özünal
08 Mart 2017 Çarşamba 13:01
O hastalık Erzurum'da da yayılıyor!
Son zamanlarda işyerlerinde başlayan 'yabancı isim koyma' hastalığı, Erzurum'a da sıçradı. Dili tehdit eden en büyük faktör olarak ortaya çıkan bu çılgınlık, adeta bir virüs gibi Erzurum'un dört bir yanını sarmaya başladı. 
Cadde ve sokaklardaki tabelaların, dildeki bozulmanın hangi boyutlara ulaştığının en önemli göstergelerinden birisi oluğunu ifade eden Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği (TDED) Erzurum Şubesi Başkanı Murat Ertaş, en büyük dil kirliliğinin markalara ve tabelalara yansıdığını kaydetti. Ertaş, “Türkçemize sahip çıkmak hepimiz için yasal zorunluluktur” dedi. 
Türk Dil ve Edebiyat Derneği’nin "Dilimiz Kimliğimiz" sloganıyla işe başladığını hatırlatan Ertaş, derneğin, Türkçenin fakirleştirilmeden zenginleştirilmesinden yana olduğunu kaydetti. Son yıllarda Türkçe ve Türkçeleşmiş kelimelerin yerine, yabancı kelimelerin orijinaline uygun olarak yazılıp okunmaya başlandığına dikkat çeken Ertaş, “TDED’in amaçlarında belirttiği gibi "'Dil, milleti meydana getiren unsurların başında gelir. Dil, fertler arasındaki anlaşmayı sağlayan, millî birliğin esasını ve özünü teşkil eden bir araçtır. Toplumlar, millet olmayı bir dile sahip olmakla elde eder ve millî varlıklarını da kendi dilleriyle koruyabilirler. Dilini geliştirip zenginleştiremeyen, yabancı dillerin istilalarından koruyamayan milletler, ne millî bir kültür oluşturabilir, ne de oluşmuş kültürlerini koruyabilirler.'Milli kültürün muhafazası ve dildeki yozlaşmanın önüne geçilebilmesi için hem ülke genelinde hem şehirlerimizde bilinç çalışmalarına ağırlık verilmesi gerekmektedir.” ifadelerini kullandı. Derneklerinin Türkçe karşılığı olan hiçbir kelimenin yerine yabancı kelimenin kullanılmasından yana olmadığının altını çizen Ertaş, eğer başka bir dilden kelime almak mecburiyetinde kalınması halinde, o kelime Türkçeleştirilerek, hemen her vatandaşın kolayca telaffuz edebileceği şekle ve sese sokularak kullanılması gerektiğini ifade etti. 

YABANCI TABELALAR
Cadde ve sokaklardaki tabelaların dildeki bozulmanın hangi boyutlara ulaştığının en önemli göstergelerinden biri olduğuna dikkat çeken Ertaş, kurucularının arasında çok sayıda belediye başkanı olduğunu ve bazı başkanların, tabela kirliliğini önlemek için meclislerinden aldıkları kararlarla güzel çalışmalar yaptığını hatırlattı. Bu çalışmaları Erzurum’a da taşımak istediklerini kaydeden Ertaş, “Biliyorsunuz TDED Genel Başkanımız Sayın Ekrem Erdem’in gayretleriyle bir kanun çıkarıldı. 2017’de tüm kamu kuruluşlar Türkçeye en uygun klavye olan F Klavye’ye geçecekler. Bunun gibi tabela kirliliği, tabelalarda kullanılan dilin yabancılaşması yahut Türkçe’nin bozulması hakkında TDED genel merkezimizin teklifi ve raporları doğrultusunda Türkiye Standartları Enstitüsü organizasyonunda bir çalışma yapılıyor. Konuyla ilgili ve yetkili bakanlıklardan uzmanların da katıldığı çalışma grubu çalışmalarını neticelendirdiğinde dernek olarak inşallah çok kıymetli bir işe vesile olmuş olacağız.” diye konuştu. 
“Türkçenin her geçen gün yozlaştığı ve yabancı kelimelerin istilasına uğradığı muhakkak.” diyen Ertaş, bu bağlamda en büyük dil kirliliğinin markalara ve tabelalara yansıdığını söylenebileceğini belirtti. Birleştirici bir unsur olan dilin bilhassa son yıllardaki İngilizce kelime istilasıyla dil-millet ilişkisinden uzaklaştığını hatırlatan Başkan Ertaş, sözlerine şu şekilde devam etti: “Tarihi sürece baktığımızda başlangıçta Çince, Soğdca, Sanskritçe’den Türklerin İslâmiyetle müşerref olduktan sonra bilim dili Arapça ve edebiyat dili Farsça’dan etkilendiğini biliyoruz. Bir hakikati ifade edeyim ki bu etkilenme kesinlikle Türkçe lehine olmuştur. Atalarımız Arapça ve Farsça’dan aldığı kelimeleri kendi ses ve söz dizimine uydurarak Türkçeleştirmiştir. Yani Türkçemiz yeni oluşturulan kelimelerle zenginleştirilmiştir.  Tanzimat Fermanı’yla birlikte yönünü Batı’ya çeviren medeniyetimiz Fransızca kelimelerinin istilasına uğramış, son olarak İngilizce dilimizi işgal etmiş, bozmuş, kendisine benzetmeye başlamıştır.”

YASAL ZORUNLULUK
“Türkçemize sahip çıkmak hepimiz için yasal zorunluluk. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın üçüncü maddesine göre devletimizin dili Türkçe’dir ve bu hüküm ne değiştirilebilir ne değiştirilmesi teklif edilebilir.” diyen Ertaş, bu sorumluluğun hayatın her alanı için geçerli olduğunu, sadece tabelalar için geçerli olmadığını hatırlattı. Bu konuda başta üniversitelerin, Türk Dil Kurumu’nun, yerel yönetimlerin, Ticaret ve Sanayi Odalarının ve her kurum kuruluşun duyarlı olmak zorunda olduğunu açıkladı. Türkçe’de yaşanan kirliliği “tabela kirliliği” özelinden değinmek istediğini belirten Ertaş, açıklamalarına şu şekilde devam etti: “Binaların, alışveriş merkezlerinin, iş yerlerinin ve markaların kullandıkları yabancı dil ve bozuk Türkçe dikkate alındığında problemin karşımıza genel olarak iki şekilde çıktığını görürüz: Yabancı dil özentisi, dil yanlışları. Kendimize, dilimize yahut ülkemize mi güvenmiyoruz da tabelalarımıza, ürettiğimiz ürünlere Türkçe isim koymuyoruz? Bingöl’de bir köyün adından üretilen “Kiğılı” bugün ülkenin en önemli markası değil mi? Hem de batılı tarzın tüm çizgilerini modellerinde öne çıkarmasına, gençlere yönelik ürün ortaya koymasına rağmen “Mavi” dünya çapında bir marka olmamış mıdır? Aynı başarı “İstikbal” için de geçerli. Daha başka markalar da sayabiliriz, tabelalarında gururla kimliklerini, yani dilimizi, Türkçeyi markalaştıran ticaret erbaplarını. Yabancı marka hayranlığını sadece ticari kaygılarla açıklamak bu durumda nakıs olmaktadır. Bu bir yabancı hayranlığıdır, zihinlerin ve kalplerin kendi ülkesine karşı oryantalist yaklaşımıdır, özgüven eksikliğidir. Alışveriş merkezlerinde Türkçe isim bulmak, neredeyse imkânsız. İstanbul’da devlet eliyle açılan ilk alışveriş merkezinin adı “Galeria” olursa, siz hesaplayın devamı nasıl gelir bu işin? Aynı garabet son zamanlarda konutların, sitelerin yüksek duvarlarında da gözüme sokulmaktadır. Konut isimleri de anlamadığımız kelimelerden oluşuyor. Hem de hepsinin sonundaki bir “Residence” istilasıyla beraber. Bu garabeti Anadolu’da bir kasabada üç katlı bir evin duvarında da görebilirsiniz. Yani mektup adresimizi yazdığımızda, bilhassa yeni yerleşim merkezlerinde, neredeyse Türkçe kelime kullanmayacağız. Bu bir gönüllü sömürü olma arzusudur, komplekstir. Gelinen durum, öyle dillendirildiği gibi “ticari kaygı” savunması bana gerçekçi gelmiyor, bu daha çok özenti ve millet olarak birkaç asırdır yaşadığımız aşağılık kompleksinin geldiği noktadır. Adam firmasının tabelasına “Paşa” yerine “Pasha” yazıyor, bu nedir Allah aşkına? Dönerchi, dervish, copy center, Musta’fa Coiffeur (kuaför), cafe, resort, thermal, hotel…”

NE YAPILABİLİR?
Ticaretin uluslar arası boyutları olan karışık bir yapıya sahip olduğunu kaydeden TDED Erzurum Başkanı Ertaş, dikkat çekici açıklamalarına şu şekilde son verdi: “Yabancı kelimelere yasak koymak çok gerçekçi değil. Belki yabancı kelimelerin yahut bozuk Türkçenin yazıldığı tabelalardan iki kat vergi alınabilir. Halk yabancı kelimeyi tabelasına taşıyan firmaları protesto edebilir. Bu şunu da gerektiriyor. Dil bilinci ve tabela meselesi konusunda yapılacak haber ve etkinliklerle sık sık duyarlılık hatırlatması yapılmalıdır. Çünkü dilimiz kimliğimiz, millet olma nedenimiz. TDK’nin TSE’nin daha etkin olması gerekiyor dil konusunda. Meselâ TSE patentli ürünlere Türkçe isim koyma zorunluluğu getirebilir.  Türkçe korunmalıdır. Tabelalar sadece yabancı kelimelerden değil, yerel ağızlardan da korunmalı, tabelalara Türk Dil Kurumu’nun dil kılavuzunda yer verdiği kelimeler yazılmalıdır.” Erzurum Yenigün
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner1